<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
  <channel>
<title>Manisa İlk Haber | Doğru, İlkeli, Kaliteli Haber | Manisa Haberleri </title>
<link>https://www.manisailkhaber.com</link>
<description>Manisa ili ve ilçelerindeki en güncel haberleri bulabileceğiniz haber sitesi.</description>
<language>tr</language>
<copyright>https://www.manisailkhaber.com</copyright>
<image>
<title>https://www.manisailkhaber.com</title>
<url>https://www.manisailkhaber.com/images/genel/logo.png
</url>
<link>https://www.manisailkhaber.com</link>
<width>315</width>
<height>90</height>
</image><item>
<title>İçkinin Yasaklanması ve Evreleri</title>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İÇKİNİN YASAKLANMASI VE EVRELERİ</strong></p>

<p>İçki çok eski çağlardan beri bilinir. Özellikle şarap en eski içkilerdendir.</p>

<p>Eski Yunanlılar ve Romalılar, pişmiş meyve ve çiçek özleriyle kokulandırılmış, bal ile tatlandırılmış şaraplar yaparlardı. Anadolu’da şarap daha M.Ö 2000 yılında yapılıyordu. Avrupa’da bağcılık dolayısıyla şarap yapımı, Ortaçağ’da Hıristiyanlığın  yaygınlaşmasıyla gelişti. Türkler Müslüman olduktan sonra , İslam dininin yasaklaması dolayısıyla, Anadolu’da şarapçılık geriledi.</p>

<p>Araplar’da cahiliye döneminde ve İslam’ın ilk yıllarında içkiye büyük düşkünlük vardı. Cahiliye dönemine ait metin ve şiirlerde içkiden ve içki alemlerinden sıkça bahsedilir.Hatta o dönem Arapça’sında içki için yüz kadar isim kullanılmıştır. Medine’de hurma koruğu ve hurmadan yapılan, Fadih adında bir içki kullanılmaktaydı. O devirde üzüm Suriye’den getiriliyor, üzümden de şarap Hamr yapılıyordu. Nebiz, Bit, Mizr, Gubeyra adında içkiler üretiliyordu.</p>

<p>Cahiliye devri müşrik Arapları arasında kötülüklerini görerek içki içmekten kaçınanlar vardı. Hz. Peygamber dönemi Arabistan’ında Hanifler içki içmezdi. Osman Bin Mazun “Aklımı gideren ve benden aşağı kimseleri bana güldüren şarabı içmem” demiştir.</p>

<p><strong>İÇKİ YASAĞININ EVRELERİ</strong></p>

<p>İçki ile ilgili ayetlerin içerikleri göz önüne alınırsa, içki yasağı konusunda aşamalı bir yöntem izlendiği, bu çok yaygın kötülüğün ortadan kaldırılmasında sosyal şartların dikkate alındığı görülür.</p>

<p>İlk ayet şöyledir: “hurma ağaçlarının meyvesinden ve üzümlerden de sarhoşluk veren içki ve güzel bir rızık edinirsiniz,işte bunda da aklını kullanacak bir kavim için hiç şüphesiz bir ayet vardır.”</p>

<p>Bu ayet-i kerime, Mekke’de, ve daha içkiye hiçbir yasaklama getirilmeden,içki hakkında ilk olarak indirilen ayettir. Bizleri yaratan ve en güzel bir biçimde şekil veren Cenab-ı Allah, hurma ve üzümden yapılan ve sarhoşluk veren içecekleri,insanlara faydası olan “ güzel rızık” lafzından ayırmıştır. Ayetin devamında da “ bu akleden ve aklını kullanan insanlar için, apaçık bir ibrettir, delildir, ders alınacak bir şeydir” buyurulmaktadır.</p>

<p>İçkinin haram edilmesiyle ilgili ikinci ayet  de Bakara suresinin 219. Ayetidir.  Bu ayet-i kerime şöyledir. “sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: onlarda hem büyük günah, hem de insanlar için faideler vardır. Günahları ise faidele-rinden daha büyüktür” Yine sana hangi şeyi nafaka vereceklerini sorarlar. Deki : “ihtiyacınızdan artanı (verin).” Allah size ayetlerini böylece çok güzel açıklar. Olur ki, dünya hususunda da, ahret işinde de iyi düşünürsünüz. Bu ayet-i kerime,Hz Ömer,Muaz bin Cebel ve ensardan bir topluluk hakkında nazil olmuştur.Bu kişiler Peygamber efendimize gelip “Ey Allahın Rasülu! Bize şarap ve kumar hakkında fetva ver, zira bunlar aklı gideriyor ve malı selbediyor.” Dediler. Bunun üzerine Cenab-ı Allah bu ayeti kerimeyi inzal buyurmuştur.</p>

<p>Hz Ömer ve arkadaşlarını bu konuda endişeye sevkeden ve Peygamber Efendimize gidip içkinin yasaklanmasını istemelerine sebep,elbette onların iman ahlakı,toplumun ve neslin sağlam ve sağlıklı kalması,Müslümanlar arasında fitnenin ve fesadın çıkmasını istememeleri,arzu etmemeleridir.</p>

<p>Peygamber efendimiz zamanında meydana gelen şu üzücü hadise bu konuda ne kadar ibret vericidir ve içki ile insanların fitneye nasılda kolayca düştüklerini bize  bildirmektedir. Bir defasında Evs ve Hazrec kabilelerinin gençleri birlikte oturup içkili sohbet yapıyor ve eğleniyorlardı. Bunları gören bir  Yahudi alkollü kafalardan istifade ederim ümidiyle gençlerin yanına sokuldu ve her iki kabilenin İslam öncesi cahiliye çağında birbirlerine düşman olduklarını hatırlatır mahiyette şiirler okumaya başladı. Çok geçmeden beklenen netice doğdu. Gençler birbirlerine hitaben,kendi kabilelerinin asalet ve şöhretini sayıp dökmeye başladılar. Karşılıklı olarak devam eden bu söz düellosu,kısa zamanda kavgaya dönüştü. Durum hemen Hz Peygambere bildirildi. O da , gençlerin bulunduğu yere giderek şöyle dedi: Ey Müslümanlar! Allah’tan korkunuz,aklınızı başınıza toplayınız. Daha ben hayatta ve içinizde bulunurken, hala cahiliye işleriyle mi uğraşıyorsunuz? Bu hareketinizin neticesini hiç düşünmüyor musunuz? Diyerek onların yaptığının hiç de doğru olmadığını belirterek,çıkması muhtemel bir fitneyi de önlemiştir.</p>

<p>İçkinin haram kılınması ile ilgili üçüncü ayet, merhale Nisa Suresinin43.ayetidir. Bu ayet şöyledir: “Ey iman edenler! Siz sarhoşken ,ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın..</p>

<p>Bu ayette de görüleceği üzere içki yine kesin olarak haram kılınmamıştır. Ancak bu defa kısmi bir yasaklama getirilmiştir. Bu ayetin nazil olmasına sebep olarak kaynaklarımızda şu hadiseler zikredilmektedir.</p>

<p>Ashabın büyüklerinden ve önde gelenlerinden Abdurrahman b. Avf bir gün bir ziyafet verir.ziyafette bulunanlara içki de ikram eder. Müslümanların çoğu sarhoş olur. Sonra akşam namazının vakti gelince Abdurrahman  b. Avf cemaate imam olur ve namazda Kafirun suresini okur. Ancak bu surede yer alan “La Abudu Ma Tabudun” ve La ile başlayan diğer ayetleri “La” sız olarak kıraat eder. Bu yanlış ve oldukça hatalı bir okuyuştu. Çünkü ayette  “ben sizin taptıklarınıza tapmam” denilirken, “La” sız okuyuşta, “bende sizin taptıklarınıza taparım” anlamı çıkmakta ve namazları bozulmaktadır. Ayrıca bu durum Müslümanlar arasında üzüntü ve hoşnutsuzluk yarattı, işte içkinin yasaklanmasında üçüncü merhale olan Nisa suresinin 43. Ayeti bu sebeple nazil olmuştur. Bu ayetin gelmesinden sonra Müslümanların çoğu içkiyi bırakmıştır. Ancak yine bırakmayanlar veya bırakamayanlar mevcuttu.</p>

<p><strong>İÇKİNİN KESİNLİKLE YASAKLANMASI</strong></p>

<p>İçkinin kesin olarak haram kılınıp yasaklanması ise Maide suresinin 90. Ayetiyle olmuştur. Bu ayet şöyledir: “ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar, fal okları ancak Şeytanın amelinden birer murdardır. Onun için bunlardan kaçının ki muradınıza eresiniz.”</p>

<p>Bu ayetin nazil olmasına sebep olarak pek çok olay kaynaklarımızda zikredilmektedir. Bunlardan biri şöyledir: Sahabilerden   Utban B. Malik bir düğün yapar ve bu mutlu gününde birde içkili yemek verir,pek çok Müslüman da onun yemeğine katılırlar. Yenilir içilir ve nihayet sarhoş olunur. Bu davetliler içinde ashabın ileri gelenlerinden  Sad b. Ebi Vakkas da vardır, içkili yemek sırasında sohbet koyulaşır ve söz dönüp dolaşıp kabile rekabetine gelir. Her Müslüman sarhoş kafa ile kendi kabilesini övmeye nesebini methetmeye başlar, sayılarının çokluğunu da dile getirip diğer kabilelere karşı övgü yarışına girerler,büyüklenirler ,üstünlük taslarlar. Cahiliyede ki  bu adet içkili sarhoş kafalarda yeniden canlanmış ve Sad b. Ebi Vakkas bir şiir okuyarak, mecliste bulunan bazı Müslümanları hicvetmeye başlamıştır. Sa’d b. Ebi Vakkas’ın bu sözlerini kaldıramayan diğer Müslümanlardan biri, yedikleri devenin kafa kemiğini eline alır ve Vakkas’ın kafasına şiddetle vurur, başını ciddi bir şekilde yarar.</p>

<p>Bunun üzerine Sa’d içkili haliyle Hz. Peygamber (s.a.s)’in yanına gider, kendisini yaralayanı ona şikayet eder, hadisenin bundan sonrasını nakletmeyen kaynağımız Hz. Peygamber(s.a.v) bu olaya çok üzüldüğünü ve “ Allah’ım şarap hakkında bize kifayet edecek bir ayet gönder” diye dua ettiğini bildirmektedir. Hz. Peygamberin bu duasına benzer bir duanın Hz. Ömer tarafından da yapıldığı kaynaklarımızda zikredilmektedir.</p>

<p>İçkiyi kesin olarak haram kılan bu ayetin nazil olmasına sebep olarak kaynaklarımızda bir olay daha zikredilmektedir. Buda Uhud savaşı ile ilgili olup , savaşın kaybedilmesinde içkinin oynadığı rol hakkındadır. Buharide yer alan ve Hz. Ömer ile Cabir  yoluyla  nakledilen rivayette , Uhud savaşı sırasında, Hz. Peygamber(s.a.v) Ayneyn tepesine yerleştirdiği okçular, henüz içki yasağı olmadığı için, sabaha kadar içmişler ve sarhoş olmuşlardır. Bu durum bize Uhud savaşının mağlubiyet sebebini de açıklamaktadır. Bütün gece sabaha kadar kadar şarap içen Ayneyn tepesindeki okçular ertesi gün savaşın Müslümanlar lehine geliştiğini görünce, sarhoşluğunda sebep olduğu hal ile, “düşmanın bizi öldürdüğünü görseniz bile , yerinizden ayrılmayın” şeklindeki Hz. Peygamberin emrini unutmuşlar ve ganimet toplamak için yerlerinden ayrılmışlar ve Mekkeli müşriklerin arkadan baskın yapmalarına ve böylece savaşın kaybedilmesine neden olmuşlardır. Tabi ki bu olçuların pek çoğu arkadan vuruldukları için şehid olmuşlardır. Uhud savaşının kaybedilmesine sebep  olan içki nihayet, bu savaştan sonra nazil olan ve yukarıda bizim zikrettiğimiz Maide 5/90. Ayetiyle haram kılınmıştır. Bundan sonra Müslümanlar içkiyi tamamen terk etmişlerdir. İçkinin yasaklanmasından sonra, Maide suresi 91. Ve 92. Ayetlerle de bu teyid edilmiş ve Allah’a ve Peygamberine itaat edilmesi istenmiştir. Aynı surenin 93. Ayeti ise uhud  savaşında şehid düşenlerle ilgilidir. Yukarıda Ayneyn tepesini terk eden okçuların içkili oldukları halde şehid olduklarını belirtmiştik, içkinin yasak edilmesinden sonra hayatta kalan Müslümanlar, Uhud savaşında ölen kardeşleri için üzüntü duydular. Çünkü onlar midelerindeki şarapla ölmüştü ve şarapta artık yasaklanmıştı, işte bu konuda Müslümanları teselli ve teskin edici  olarak  Maide suresinin 93. Ayeti nazil olmuş ve Uhud da ölenlerin, içki yasağından önce içtiklerini ve onların günahkar olmadıklarını vurgulamıştır.</p>

<p><em>NOT: BU MAKALENİN HAZIRLANMASINDA PROF DR. NADİR ÖZKUYUNCU HOCANIN ASR-I SAADETTE İÇKİ VE YASAKLANIŞI ADLI MAKALESİNDEN YARARLANILMIŞTIR.</em></p>
]]></content:encoded>
<author>Sadık BUĞRAHAN</author>
<link>https://www.manisailkhaber.com/yazarlar/sadik-bugrahan/ickinin-yasaklanmasi-ve-evreleri/14/</link>
<pubDate>Tue, 14 Jun 2016 15:44:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Osmanlı'da Bakanlar Kurulunun Basılması- Çerkez Hasan Olayı</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>16 Haziran 1876 gecesi, Çerkez Hasan adlı bir genç subay, Abdülaziz’in intikamını almak için Devlet Erkan’ına bir suikast düzenledi.</p>

<p>Çerkez Hasan Mektebi Harbiye mezunu bir Subay olmasına rağmen, Galata ve Beyoğlu’nu haraca bağlamış tipik bir İstanbul kabadayısı olan Çerkez Hasan’ın böyle bir olaya kalkışacağı öngörüldüğünden,14 Haziran’da tutuklanarak Bağdat’a gönderilmesine karar verilmişti. Ancak olaylar öngörüldüğü gibi gelişmedi. Ertesi gün yola çıkacağına söz verdiği için salıverilen Çerkez Hasan, sözünü tutmak yerine Eminönü ile Unkapanı arasındaki Yemiş iskelesindeki bir meyhanede epeyce içtikten sonra üç rovelver ve iki kama kuşanarak önce Serasker( Bu günün Milli Savunma Bakanı) Hüseyin Avni Paşa’nın Üsküdar’daki konağına gitti. Paşanın orada olmadığını öğrenince Şura-yı Devlet Reisi Mithat Paşanın Bayezıd’taki konağına yöneldi.</p>

<p>Konakta Meclis-i Mahsusa denilen iç kabine toplantısı yapılıyordu. Alt kattaki korumalar Çerkez Hasan’ı tanıdıkları için üst kata çıkmasına izin vermişlerdi. Çerkez Hasan toplantı salonunun kapısını hızla açıp “davranmayın, davranmayın Serasker! Yakarım diye bağırdıktan sonra Hüseyin Avni Paşa’yı tabanca ile vurmuş, Bahriye Nazırı Kayserili Ahmet Paşa’yı kama darbeleri ile savuşturduktan sonra, henüz ölmediğini fark ettiği Hüseyin  Avni Paşa’yı kama darbeleriyle delik deşik ederek işini tamamlamıştı.</p>

<p>Çerkez Hasan Zabtiyelerce etkisiz hale getirildi. Bilanço değişik kaynaklara göre beş ila yedi ölü; iki veya on yaralıydı.</p>

<p>Olaydan sonra sorguya çekilen Çerkez Hasan, ifadesinde Hüseyin Avni Paşa’yı Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesinde birinci derece rolü olduğundan; Ahmet Paşa’yı da tahttan indirme sırasında Dolma bahçe sarayının denizle bağlantısını kestiği için öldürmeye karar verdiğini anlatmıştı.</p>

<p>Çerkez Hasan 17 Haziran 1876 günü Bayezıd meydanında dut ağacına asılarak idam edildi.</p>

<p>Geniş bilgi için Ayşe hür’ün Öteki Tarih adlı eserine bakılabilir.</p>
]]></content:encoded>
<author>Sadık BUĞRAHAN</author>
<link>https://www.manisailkhaber.com/yazarlar/sadik-bugrahan/osmanli-da-bakanlar-kurulunun-basilmasi-cerkez-hasan-olayi/13/</link>
<pubDate>Thu, 05 May 2016 21:45:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Sultan Abdülaziz İntihar mı Etti, Yoksa Darbe Sonucu Öldürüldü mü ?</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>30 Mayıs  1876 sabahı Mithat Paşa ve Hüseyin Avni Paşanın başını çektiği bir darbe ile Sultan Abdülaziz tahttan indirilmiştir. Sultan Abdülaziz’in yerine Abdülmecid’in ilk şehzadesi Beşinci Murat tahta geçirilmiştir.</p>

<p>Resmi tarihe göre, Topkapı sarayında 1808’de üçüncü Selim’in öldürüldüğü daireye kapatılan Sultan Abdülaziz, hayatının tehlikede olduğunu söyleyerek Beşinci Murat’tan yardım istemiş, üç gün sonra Feriye sarayına nakledilmiştir.</p>

<p><strong>4 Haziran 1876 günü hamama girip annesinden istediği makasla (nasıl başardıysa) her iki kolunun damarlarını keserek intihar etmiştir.</strong></p>

<p>Sultan Abdülaziz’in kızı Nazime Sultan babasının katledilişini gördüğünü 1940’lı yıllarda Beyrut’ta Adil Sulh adında bir bilim adamına anlatmıştır.  <strong>Bu olayın bir intihar değil,   Cinayet olduğu kanısı güçlüdür.</strong></p>

<p>O gün intihar teşhisi çoğu yabancı 19 hekimden oluşan bir heyetçe resmen onaylanmıştır.Abdülaziz’in ölüsünün yanına gelen ilk hekim Hüseyin Avni Paşanın yakın dostu Marko Paşadır. Ardından askeri hekim Ömer Bey gelmiştir. <strong>Tarihçi Ayşe Hür’e göre:Hüseyin Avni Paşa,Marko Paşanın ölüm raporunu intihar olarak yazdığını söyleyerek Ömer Beyin raporu imzalamasını istedi</strong>.Ömer Bey ise cesedi görmeden imzalamayacağını söyledi. İddaya göre Hüseyin Avni Paşa, <strong>Ömer Beyin Miralay rütbesini söküp,ertesi günü Trablusgarp’a sürgüne gönderdi.</strong></p>

<p>Koskoca bir imparatorluk idarecisinin otopsi yapılmadan alelacele defnedilmesi, hadisenin delilleri ve şahitleri ortadayken adli bir tahkikat yapılmaması hadisenin intihar değil,cinayet olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.</p>

<p>Sultanın intihar ettiği fikrinin  kamuoyu tarafından sindirilmesi zor olmuştur. Sultanın içine düştüğü durum karşısında milletin yüreği yanmış ve hakkında türküler söylenir olmuştur.</p>

<p>“Seni tahttan indirdiler</p>

<p>Beş çifteye bindirdiler</p>

<p>Topkapıya gönderdiler</p>

<p>Uyan sultan Aziz uyan</p>

<p>Kan ağlıyor bütün cihan” mısraları halk arasında dalgalanır olmuştur.</p>

<p>Sultan Abdülaziz divan yolundaki 2. Mahmut türbesine defnedilmiştir.</p>

<p>Koca bir imparatorluğun hükümdarına bu muamele neden yapılmıştır,hal edilme sebebi nedir?</p>

<p>Pek çok tarihçiye göre; modernleşme çalışmalarına hız veren Sultan Abdülaziz han’a, ikinci bir <strong>“YAVUZ”</strong>  gözüyle bakılıyor ve ondan çok şey bekleniyordu.</p>

<p> </p>

<p><strong>-Orduyu kuvvetlendirmiş</strong></p>

<p><strong>-Donanmayı dünyanın ikinci büyük donanması haline getirmişti.</strong></p>

<p><strong> Bu gelişmeler Sultan’ın hal’ine giden yolu açmıştır.</strong></p>

<p>Sultan Abdülaziz’in “intihar edip etmediğini” tespit etmek , şayet bir cinayet işlenmişe faillerini ve azmettirenleri ortaya çıkarmak için 27 Haziran 1881’de meşhur “yıldız mahkemesi” kuruldu. Yapılan derin tahkikatlar sonrasında, İngilizlerle işbirliği yapan bazı şahısların Abdülaziz’in katlinde rol oynadıkları ortaya çıktı. Aralarında Mithat Paşanın da bulunduğu dokuz sanık idam cezasına çarptırıldı. Sultan Abdülhamit bu cezaların hiçbirini tatbik ettirmedi ve idam cezalarını müebbet hapse çevirtti.</p>

<p>HAKİKAT BİR GÜN TEZAHÜR EDER</p>

<p>MEZARA DAHİ GÖMÜLECEK OLSA…</p>
]]></content:encoded>
<author>Sadık BUĞRAHAN</author>
<link>https://www.manisailkhaber.com/yazarlar/sadik-bugrahan/sultan-abdulaziz-intihar-mi-etti-yoksa-darbe-sonucu-olduruldu-mu/12/</link>
<pubDate>Tue, 03 May 2016 14:43:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Soğuk Savaşın Sonu ve Turgut Özal'lı Yıllar</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sovyetler Birliğinin yıkılmasıyla birlikte Soğuk Savaş sona erdi. Berlin duvarının yıkıldığı gün bir çok siyasetçi ve tarihçi tarafından yeni yüzyılın başlangıcı olarak kabul edildi.</p>

<p>Cumhuriyetin kurulduğu 1923’ten bu tarafa hepsi birer asker olan cumhurbaşkanlarının aksine soğuk savaşın bittiği ve dünyanın yeniden şekillendiği bu süreçte <strong>Türkiye’nin başına ilk kez sivil bir Cumhurbaşkanı</strong> oturuyordu.</p>

<p>Özal soğuk Savaşın bitimiyle Türkiye’nin tarihsel bağlarını güçlendirerek hem Asya hem Orta Doğu ve hem de Balkanlarda etkin bir devlet haline geleceğini düşünüyordu. Sık sık <strong>“21. Asır Türkiye’nin asrı olacak”</strong> sözünü dile getiriyordu.</p>

<p>Turgut Özal, yaptığı konuşmalarda adeta <strong>Devleti Aliye’nin ruhunu giyinmiş yeni bir siyasetçi </strong>gibi konuşuyordu. Düşmanlarının bölgedeki Araplar ve Kürtler olmadığını söylüyor, aksine bu insanların kardeşliği üzerine vurgu yapıyordu.Düşman sömürgeci devletler ve şirketlerdi.<strong> Lozan’da Devleti Aliye’nin topraklarının İngilizlere bırakıldığının şuurundaydı</strong>. Özal’ın kafasında yeni bir proje vardı ve bu projeyi hayata geçirirken karşısına çıkacak gücün, Lozan’da masaya oturan petrol şirketleri olacağından emindi.</p>

<p>Bu projenin hayata geçmesi için önce devletin kendi içindeki sorunlarını hızla çözmesi gerektiğini düşünüyordu. Türkiye’nin bölgesel güç olmasını engelleyen faktör <strong>TERÖRDÜ.</strong></p>

<p>Özal bir sivil ,diğeri asker iki kişiye Kürt meselesi ve terör sorunu üzerinde çalışmalarını söyledi.Bu isimler dönemin <strong>Devlet Bakanı Adnan Kahveci ve Orgeneral Eşref Bitlis </strong>….</p>

<p>Bu projeye ilk uyarı <strong>24 Ocak 1993 günü Uğur Mumcu</strong> katledilerek yapıldı. M<strong>umcu terör örgütü liderinin devlet içindeki bazı isimlerle iş birliğini deşifre etmişti</strong>. Mumcu ölümünden birkaç gün önce Özal’ı aramış, yaptığı araştırmalardan bahsetmiş ve <strong>çok önemli bir delile ulaştığını</strong> söylemişti. Özal hiç düşünmeden Mumcu’nun sözünü kesmiş<strong> “Eşref Paşa ile görüşerek birlikte gelmelerini söylemişti. “</strong></p>

<p>Uğur Mumcu konuyu Eşref Paşa ile paylaşırken Özal’ da Adnan Kahveci ile paylaştı. İşin ilginç olan tarafı bu telefon trafiğinden sonraki dört ay içinde bu dört isimde hayatını kaybetti.</p>

<p><strong>İlk olarak Uğur Mumcu’nun</strong> aracına bomba konularak patlatıldı ve evinin  önünde hayatını kaybetti. Mumcu’nun aracının patlatılmasından <strong>12 gün sonra</strong> <strong>Adnan Kahveci</strong> trafik kazası geçirerek  hayatını kaybetti. <strong>Adnan Kahveci’nin ölümünden 12 sonra ise Eşref Bitlis Paşa’nın uçağı düştü</strong> ve henüz aydınlatılamayan bu kazada hayatını kaybetti. <strong>Eşref Paşa’nın ölümünden iki ay sonra ise Turgut Özal 17 Nisan’da geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.</strong> (Özal’ın ölümü üzerindeki şüphelerde hala aydınlatılamadı) .</p>

<p>Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümünden sonra Sosyal Demokratların Lideri Erdal İnönü yıllarca<strong> “faşist” </strong>olarak suçladığı Süleyman Demirel’ destekleyerek Cumhurbaşkanı olmasını sağladı. Bu oylamadan sonra gündeme bomba gibi bir iddia ortaya atıldı. Demirel’in sağ kolu Hüsamettin Cindoruk’un akrabası olan gazeteci Emin Çölaşan,Cindoruk’un ağzından <strong>Özal ölmeden bir ay önce Demirel’in “Özal gidici!...”</strong> dediğini yazdı.</p>

<p>Turgut Özal PKK’yı ateşkese ikna etmiş ve bu konunun çözümü konusunda çok önemli adımlar atılmıştı. Özal ‘ın ölümünden dört ay sonra PKK tarihin en büyük eylemlerinden birine imza attı.örgüt<strong> Bingöl-Elazığ yoluna pusu kurdu ve 33 askerimizi şehit etti.</strong></p>

<p><strong>Şemdin Sakık olaydan sonra yaptığı açıklamada, saldırının Özal’ın başlatmış olduğu süreci sonlandırmak isteyen yabancı bir devlet tarafından organize edildiğini söyledi. </strong>Amaç ülkeyi eski karanlık günlerine döndürmekti.</p>

<p>2 Temmuz 1993 günü Sivas’ta bir grup aydın otelde yakılarak öldürülerek <strong>Sünni-Alevi ayrımı körüklenmeye çalışıldı. </strong></p>

<p>5 Temmuzda ise PKK , Erzincan Başbağlar Köyüne baskın düzenledi,köy tamamen yakıldı ve burada da <strong>33 kişi hayatını kaybetti.</strong> Olayın meydana geldiği tarihte Erzincan Valisi Recep Yazıcıoğlu idi.<strong> Yazıcıoğlu Adnan Kahveci’nin  okul arkadaşı idi</strong> Sivas ve Erzincan olaylarını en iyi o biliyordu. Olaydan bir ay sonra Yazıcıoğlu merkeze çekilerek pasifleştirildi. <strong>Vali Yazıcıoğlu Adnan Kahveci gibi bir trafik kazasında hayatını kaybetti.</strong></p>

<p>Sonuç olarak Özal’ın ölümünü takip eden yıllar, Türkiye için karanlık yıllardı. Devletin Kürt meselesi hakkındaki görüşü tersine dönmüştü,<strong> faili meçhul cinayetler artmıştı,</strong> Kürt iş adamlarının cesetleri <strong>Düzce-Sapanca-Hendek arasında bulunmaktaydı.</strong><br />
<em><strong>Artık vatandaş devleti sivillerin yönettiğine inanmıyor Mafya- iş adamları ve askerlerin yönettiğine yönelik kanı gün geçtikçe güçleniyordu.</strong></em></p>

<p>Tarihler 3 Kasım 1996’yı gösterdiğinde devlet duvara toslamıştı.<strong> Susurluk kazası meydana gelmişti.</strong> Kaza sonrası çekilen fotoğraf Asker-Siyasetçi-iş adamı- mafya arasındaki kirli işleri sergiler nitelikteydi.</p>

<p>Kazada Türk Gladyosunun önemli isimlerinden <strong>Abdullah Çatlı ve Polis Amiri Hüseyin Kocadağ</strong> hayatını kaybetti. Milletvekili<strong> Sedat Bucak</strong> kazadan sağ kurtuldu.</p>

<p>Susurluk kazasını araştırmak üzere bir komisyon kuruldu ve bu komisyon üyelerinin ileriki yıllarda başına gelmeyen kalmadı.<strong>Komisyon üyesi Bedri İncetahtacı “it kapanı” adı verilen bir tuzakla kaza geçirdi ve hayatını kaybetti.</strong> Diğer üye Fikri Sağlar iki sefer  kaza geçirdi ve bu kazalardan sağ kurtuldu.Fikri Sağlarla görüşen istihbarat görevlisi Ertuğrul Berkmen 1997 de trafik kazasında hayatını kaybetti.</p>

<p><strong>Susurluk davasına bakan Hakim Sedat Karagül mahkeme günü trafik kazası geçirerek hayatını kaybetti</strong>. Tarihler 25 Mart 2009’u gösterdiğinde ise bir helikopter kazası sonucu <strong>Muhsin Yazıcıoğlu</strong> hayatını kaybetti. Bu elim kazanın elde edilen bulgular sonucu <strong>bir suikast olduğu hemen hemen kesinleşmiştir</strong>.</p>

<p>Toplum nezdinde de kanı bu yöndedir.<strong>Muhsin Başkan kazadan önce 33 askerimizin öldürülmesi olayı ile ilgili bir takım çalışmalar ve görüşmeler yapmış bunun sonucunda bir takım belgelere ulaşarak bu olayda devlet içindeki bazı oluşumların etkisinin ve dahlinin olduğunu çözmüştü.</strong> Ve yine Yazıcıoğlu Dağlıca baskınını ilk haber alan ve Cumhurbaşkanına ileten ilk kişi idi.</p>

<p>Bu olay sonucunda askeri yetkililerle ciddi tartışmalar yaşamıştı. Başkan Devletin içindeki gayri milli unsurları çözmüştü bu durum diğer milli kahramanlar gibi ortadan kaldırılmasına neden oldu.</p>

<p><strong>Sonuç olarak kim Türkiye’nin kronikleşmiş sorunlarını çözmek için elini taşın altına koydu ise bunu hayatıyla ödemiştir.</strong> Dışarıdaki düşmanlar ve devlet içindeki uzantıları Türk Devletinin kronik sorunlarını çözerek yeniden büyük bir güç olmasını istememektedirler. <em><strong>Çözüm sürecinde siyasi erkin “kefenimi giyerek bu yola çıktım,baldıran zehri içeriz” sözleri bu bilgilerden sonra daha iyi anlaşılsa gerek diye düşünüyorum..</strong></em></p>

<p> Oslo görüşmelerinin sızdırılmasını , çözüm sürecinde gazeteci müsveddelerinin kendini dağlara taşlara vurup Kandil’e kadar çıkıp “ sakın silah bırakmayın, savaşa devam edin” diyerek feryat figan etmesini , yine bayan bir gazetecinin “Kürtler Devletle anlaşarak bizi sattı” sözlerini daha iyi anlıyor ve kime hizmet ettiklerini görebiliyorum..</p>

<p>BU SAVAŞ MİLLİLERLE GAYRİ MİLLİLERİN,KUMAŞI ANADOLU’DA DOKUNANLAR İLE DIŞARIDA DOKUNANLARIN SAVAŞIDIR..   <br />
<strong>LA GALİBE İLLALLAH..</strong></p>

<p>Geniş bilgi için <strong>Selman Kayabaşı ve Orhun Bozok’un</strong> eserlerine bakılabilir.</p>
]]></content:encoded>
<author>Sadık BUĞRAHAN</author>
<link>https://www.manisailkhaber.com/yazarlar/sadik-bugrahan/soguk-savasin-sonu-ve-turgut-ozal-li-yillar/11/</link>
<pubDate>Thu, 28 Apr 2016 11:28:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Türk Tarihinde Ermeniler</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Devamlı değişik devletlerin egemenliğinde yaşamış olan Ermeniler Anadolu topraklarında bulunan Ermeni Derebeyliği Ani’nin 1045’te Bizanslılar tarafından alınmasından sonra 1064’te Selçuklu Hakan’ı</p>

<p>Alparslan’ın Anadolu topraklarını Bizanslılar dan alınca Ani beyliği de alınmış olur.</p>

<p>Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u 1453 yılında Bizans’tan aldıktan sonra, ticaretin canlandırılması için</p>

<p>Anadolu’da bulunan Ermenilerden bir kısmını istanbul’a getirtmiş, Balat, Samatya, Kumkapı gibi şehrin değişik yerlerinde iskan ettirmiştir.</p>

<p>1491 yılında ise Bursa’da bulunan Ermeni Metropoliti Ovakim’de İstanbul’a getirilerek Samatyada bulunan “sulu manastır” kendilerine patrikhane olarak verilmiş ve kendileri de “patrik “ yapılmıştır.</p>

<p>Ermeniler 1. Dünya savaşına kadar aralarında hiçbir sorun olmadan beraberce ve Osmanlı topraklarının her yerinde rahat ve huzur içinde ticaret yaparak hayatlarını sürdürmüşlerdir.</p>

<p>1857-1859-1860 yıllarında Patrikhanede  toplanan çeşitli meclisler “Ermeni Milleti Nizamnamesini” hazırladılar. Bu tasarı 19 mart 1862 tarihinde hükumetçe uygun bulunup 29 mart 1862 tarihinde kabul edildi. Bu 99 maddelik Ermeni Milleti Nizamnamesi ile;</p>

<p>-Ermeni toplumu bir cemaatin ötesinde siyasi,sosyal,iktisadi,<wbr />kültürel bütün haklarında ve eylemlerinde devlet içerisinde yeni bir baskı grubu haline geldi.</p>

<p>-Yeni düzenleme ile ülkenin çeşitli yerlerinde bir çok Ermeni okulu ve kültür kurumu açıldı.(Van’da Araratlı,Muş’ta Okul sevenler ve Doğu ,Erzurum’da Milliyetçi kadınlar cemiyeti kuruldu).</p>

<p>-Ermenilere toplu olarak şikayet etme ve harekete geçme hakkı verilmiştir.</p>

<p>-Ermeni ruhanileri nizamnamenin kendilerine verdiği hakları siyasi çekişmelere ve bağımsızlık hareketlerine basamak yapmışlardır. Bu nizamname Ermeni cemaatine adeta bağımsız bir devlet statüsünde haklar kazandırmıştır.</p>

<p>-140 üyeden oluşan bir Ermeni meclisi kurulmuş,bu meclis bütün işlerin görüldüğü bir parlemento gibi davranmaya başlamış, işi Ermenilerin özerklik talebine kadar götürmüştür.</p>

<p>-Türkler ile her konuda iyi uyum sağlayan Ermeniler devletin bakanlıkları dahil olmak üzere hemen her kademesinde görev almışlar, paşalığa, milletvekilliğine kadar yükselenler olmuştur.</p>

<p>(-Agop Kazazyan-Galata Bidayet Mahkemesi Başkanı</p>

<p>-Gabriel Noradükyan-bürokrat  ve bakanlık yaptı</p>

<p>-Mikail Portakalyan-hazine-i hassa nazırı</p>

<p>-Housannes Salazyan unlardan bir kaçıdır)</p>

<p>Bu nedenledir ki kendilerine MİLLETİ SADIKA (SADIK MİLLET) denilmiştir.</p>

<p>Ermeniler Avrupa’nın büyük güçlerinin oyununa,Hınçak( çan sesi anlamına gelmektedir),Taşnak Sutyun komitelerinin ve din adamlarının kışkırtmalarına gelmiş devlete isyan etmişlerdir.Bunun sonucunda Osmanlı Devleti cephe gerisi güvenliğini sağlamak için TEHCİR KANUNU çıkararak Doğu Anadolu’daki Ermenileri ülkenin farklı bölgelerine zorunlu göçe tabi tutmuştur.Ermeniler bu oyun ve kışkırtmalara gelmemiş olsalardı bu gün konuşulan ve üzerinde binlerce kitap yazılan o meşhur soykırım iddaları tabiî ki ne konuşulacak,nede o günün şartlarında olan üzücü olaylar olmayacaktı.</p>
]]></content:encoded>
<author>Sadık BUĞRAHAN</author>
<link>https://www.manisailkhaber.com/yazarlar/sadik-bugrahan/turk-tarihinde-ermeniler/10/</link>
<pubDate>Wed, 27 Apr 2016 11:55:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ermeni Meselesi - Tarih ve Hafıza</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih milletlerin hafızasıdır. Hafızasını kaybeden insan, hayatını devam ettiremez, tanzim edemez, dostunu düşmanından ayırt edemez. Geleceğini ve istikbalini planlayamaz. Rüzgâr nereye savurursa oraya gider.</p>

<p>3000 yıllık tarihi mirasa sahip olan biz Türkler, tarihte pek çok devletler kurmuş, imparatorluklar meydana getirmiş, dünyaya uzun yıllar hükmetmiş bir milletiz.</p>

<p>Buna rağmen son yüzyılda tarihi hafızanın korunması konusunda eksiklikler ortaya çıkmıştır.</p>

<p>Köksüz bir tarih anlayışı, zihniyet peyda olmuştur. Bu zihniyet 1923 öncesini hem  reddetmekte hem de polis teşkilatının 171. Kuruluş yıl dönümünü kutlamaktadır..</p>

<p>Hani Cumhuriyet öncesini reddi miras yapıyordunuz, Osmanlı devletini yok sayıyordunuz.</p>

<p>Peki biz 1923’te uzaydan mı geldik?</p>

<p>Bu sorunun cevabı çok önemlidir.</p>

<p>Bu tarihi hafıza hatasıyla sevabıyla bizimdir. Tarihi mirasa bu sakat zihniyetle bakmanın biz Türklere dünya siyasi arenasında çıkarmış olduğu zorluklar vardır.</p>

<p>Ermeni meselesi bunlardan biridir. Bununla ilgili örnek bir olayı Tarihçi <strong>Mehmet Çelik</strong> <u>Tarihin Hafızası</u> kitabında şöyle anlatmaktadır.</p>

<p>28 ocak 1973 günü TRT akşam ajansında ABD’nin California Eyaletinin Santa Barbara şehrindeki Baltimore otelinde Mıgırdıç Yanıkyan isimli 78 yaşında bir Ermeni’nin  Başkonsolosumuz Mehmet Baydar ve yardımcısı Bahadır Demirer’i  tuzağa düşürerek şehit ettiğini birinci haber olarak Tüm Türkiye’ye duyurdu. Haberin devamında Yanıkyan’ın olay yerinden kaçmadığını, bizzat Polisi arayarak cinayeti işlediğini ve gelip kendisini almalarını söyledi.</p>

<p>Yanıkyan basına yaptığı açıklamada ise şunları söyledi: Ben Erzurum doğumlu bir Ermeni’yim. Türkler benim ailemden 26 kişiyi katlettiler. Bu cinayetleri katledilen  1,5 milyon Ermeni’nin intikamını almak için işledim dedi. Bu haber üzerine Türkiye şoka girdi. Türkiye cinayetleri değil Yanıkyan’ın iddalarını konuşuyordu.</p>

<p>Ermeni soykırımı ne demek?</p>

<p>Tehcir ne demek?</p>

<p>Neden öldürmüşüz bu Ermenileri?</p>

<p>Türkiye Cumhuriyetinin hafızasında böyle bir olay yer almıyordu. Bu konuda hiç kimsenin bir araştırması, yazısı yoktu. Ders kitaplarında 1. Dünya savaşı üstün körü geçiliyordu.</p>

<p>Millet bu konuda kafa karışıklığı yaşarken devleti yönetenlerinde milletten pek farkı yoktu.</p>

<p>Devlet sıcağı sıcağına bir açıklama yapamadı. Uzun saatler süren toplantılar yapıldı. Ancak devlet 24 saat sonra bir açıklama yapabildi. Ermeni kökenli ABD vatandaşı Mıgırdıç Yanıkyan’ın işlemiş olduğu bu menfur cinayetleri şiddetle ve nefretle kınıyoruz.  Açıklamanın devamında Yanıkyan’ın da söylediği gibi, şayet bu olaylar olmuşa; 1914-1915 yılında olmuştur. Yani Osmanlı Devleti döneminde…</p>

<p>Hâlbuki Türkiye Cumhuriyeti devleti 1923’te kurulmuş yeni bir devlettir. Olayların bizimle alakası yoktur.</p>

<p>Şimdi buyurun buradan yakın değerli okuyucular.. Koskoca devletin yaptığı açıklamaya bakın.</p>

<p>Türkiye bu açıklama ile Ermeni meselesini daha ilk baştan kaybetmiştir. Hafızasını inkar etmiştir.</p>

<p>Bu ret ve inkara, aymazlığa en iyi cevabı asala sözcüsü vermiştir, fakat edep bu cevabı burada yazmaya müsaade etmiyor!...</p>

<p>Yazının başında da ifade ettiğim gibi hafızasını kaybeden milletler geleceğine yön veremez. Pusulasız bir gemi gibi hedefsiz, amaçsız azgın sularda yalpalamaya başlar.</p>

<p><strong>TARİH MİLLETLERİN HAFIZASIDIR…</strong></p>
]]></content:encoded>
<author>Sadık BUĞRAHAN</author>
<link>https://www.manisailkhaber.com/yazarlar/sadik-bugrahan/ermeni-meselesi-tarih-ve-hafiza/9/</link>
<pubDate>Sun, 24 Apr 2016 00:05:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Seferberlik Tetkik Kurulunun Kuruluşu</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Seferberlik Tetkik Kurulu 1952 yılında NATO tarafından Komünizm tehdidine karşı kurulmuştur. İlk bakışta anormal gibi görünmeyen bu durumun ilginç yanı hükumetin bu kurumdan haberinin olmamasıdır.</p>

<p>Peki hükümetin bile haberi olmayan bu kurulu kim finanse etmiştir?</p>

<p>Elbette CİA VE NATO!</p>

<p>Peki Türkiye Cumhuriyeti Devletini yöneten hükumetler buna onay vermiş midir ?</p>

<p>Tabii ki hayır! Bırakın onay vermeyi kuruldan haberleri bile yoktur.</p>

<p>Yani ABD bu ülkede bir kurum kuruyor, finanse ediyor, ama bu ülkenin hükümetlerinin ne bu kurumdan, ne faaliyetlerinden, nede buraya gelen paralardan haberi var.</p>

<p>Peki devletin böyle bir kurumdan ne zaman haberi olmuştur?</p>

<p>1974’te…Evet 1952 yılında kurulan bu kuruldan ancak 1974 yılında haberdar olabilmişiz.<br />
 </p>

<p>ABD parayı kesince, Genelkurmay Başkanı Başbakana gidiyor ve örtülü ödenekten para istiyor.</p>

<p>Başbakan Ecevit ne parası diyor, nerede kullanacaksınız parayı diye detaylı sorunca  Genelkurmay Başkanı açıklamak zorunda kalıyor. Ecevit donup kalıyor fakat bir şey yapamıyor.</p>

<p>Kurumun adı 1965’te özel harp dairesi olarak değiştiriliyor.</p>

<p>1-Çalıştırılan personellerin adları gizli tutulduğu</p>

<p>2- Bu personelin ölene kadar, emekli olmaksızın, bu kurumda çalışmak zorunda bırakıldığı</p>

<p>3- Bu teşkilatın Türkiye’nin muhtelif yerlerinde gizli silah depolarına sahip olduğu gibi ilginç bilgiler mevcut</p>

<p>Seferberlik tetkik kurulunun bir diğer adı Gizli Ordudur.</p>

<p>Bütün bunlardan koca Türk devletinin Hükümetlerinin haberi olmuyor.</p>

<p>Her sabah istiklal marşını oku.</p>

<p>Ay yıldızlı bayrağa selam dur.</p>

<p>Bağımsızlık nutukları at.</p>

<p>Her tarafa Atatürk’ün bağımsızlık benim karakterimdir sözünü çerçeveletip astır.</p>

<p>Bütün bunlarla kalsa iyi.</p>

<p>Daha vahimi 1959 yılında ABD ile gizli bir anlaşma daha yapılmış ve bu kurum rejime karşı iç ayaklanma durumunda müdahele etme,önleme ve bastırma yetkisi almıştır.</p>

<p>Yaşasın tam bağımsız Türkiye!</p>

<p>Bütün bu bilgilerden sonra Türkiye’ de gerçekleştirilen darbeleri, arkasındaki güçleri daha iyi anlıyor ve idrak ediyoruz.</p>

<p>Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu’nun : 6-7 Eylül  olayları, özel harp dairesinin mükemmel bir operasyonuydu sözü ortadadır.</p>

<p>1980 ihtilali sonrası ABD’lilerin bizim çocuklar Türkiye’de  darbe yaptı  sözü ortadadır.</p>

<p>Yaşasın tam bağımsız Türkiye!</p>

<p>Bu Cumhuriyet muz cumhuriyeti mi?</p>

<p>Garnizon devleti mi?</p>

<p>İnanın insanın Türklüğünden utanası geliyor…</p>

<p>İmparatorluk bakiyesi bir devletin içine düştüğü duruma bakın….</p>

<p> </p>

<p>Devamı gelecek…..</p>
]]></content:encoded>
<author>Sadık BUĞRAHAN</author>
<link>https://www.manisailkhaber.com/yazarlar/sadik-bugrahan/seferberlik-tetkik-kurulunun-kurulusu/8/</link>
<pubDate>Thu, 21 Apr 2016 11:27:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Daredevil</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>İkinci inceleme konum da yine bir Marvel yapımı olan Daredevil dizis üzerine olacak. Birinci sezonunu bir solukta izlediğim Daredevil dizisinin 2. Sezon fragmanları yayınlandı. Netflix üzerinden yayınlanan dizi bence gayet tatminkâr bir senaryoya sahip.</p>

<p><img alt="" src="http://oi66.tinypic.com/t86k3o.jpg" style="width: 626px; height: 415px;" /></p>

<p> İyiyle kötünün mücadelesi bir çok filmde işlenmiştir ama burada farklı bir nokta var. Kötü karakterimiz Wilson Fisk nam-ı diğer Kingpin yaptıklarını hep daha iyi bir şehir için yaptığını iddia ediyor. Yani adam kaçırma, bina bombalama ve nihayetinde cinayet bunların hepsini daha yaşanabilir bir şehir için yaptığını iddia ediyor.</p>

<p><img alt="" src="http://oi63.tinypic.com/1552s20.jpg" style="width: 462px; height: 619px;" /></p>

<p>Ve bazen öyle bir an geliyor ki izleyici (şahsen bende dedim) Fisk haklı diyor. Nasıl olurda daha iyi bir şehir için kötülük yapılır. Aslında hemen akıllara daha iyi bir dünya için mevcut yaşamın daha doğrusu yaşayan insanların tamamına yakınının öldürülmesi gerektiği fikrini atanların olduğu geliyor. Adamlar bu fikri diziye iyi yedirmişler. Neyse olayın fikri boyutundan ziyade diziye geri dönelim.</p>

<p><img alt="" src="http://oi68.tinypic.com/117bh5g.jpg" /></p>

<p>Fisk karakterini çizgi romanı okuyanlar hemen hatırlayacaktır çok iri ve güçlü yapısıyla dikkat çeken bir karakter. Vücudunun büyük bölümü kas olan Wilson Fisk yada çizgi romandaki ismiyle Kingpin yakın döğüşte oldukça usta olan birisi. Hiçbir alet kullanmadan insanları elleriyle rahatlıkla öldürebilecek kuvvette birisi. Giydiği kıyafet ise onun için özel yapılmış bir zırh gibi. Çocukluğunda babası tarafından eziyet ve işkence görmüş olan Fisk tüm bu olanların suçlusu olarak yaşadığı çevre olan şehri suçlu buluyor. Ve bu şehri yıkıp yeniden inşa etmenin hayallerini kuruyor. Bu hayalini gerçekleştirmek içinde yoluna ne çıkarsa temizliyor.</p>

<p><img alt="" src="http://oi64.tinypic.com/1z2kgw5.jpg" /></p>

<p>Tabi birde dizimizin ana karakteri Daredevil var. Dizideki ismi Matt Murdock olan karakterimiz gözleri görmeyen bir avukat. Gözlerini küçük yaşta kaybetmiş ancak başka duyuları insanüstü bir şekilde gelişmiş birisi. Wilson Fiski durdurmak için tek başına mücadele veriyor. Geceleri yüzüne taktığı bir maske ile kötülere karşı savaşıyor. Gözleri görmemesine rağmen yakın dövüş üzerine zorlu bir eğitim almış ve yeteneklerini çok fazla geliştirmiş, bu geliştirdiği yeteneklerini de kötülere karşı kullanmaktan çekinmiyor. Hasıl-ı kelam alt yazı okuma takıntınız yoksa bence izlenecekler listesine Daredevil dizisini de eklemelisiniz. Benden söylemesi..</p>
]]></content:encoded>
<author>Taci KIRILMAZ</author>
<link>https://www.manisailkhaber.com/yazarlar/taci-kirilmaz/daredevil/7/</link>
<pubDate>Sat, 20 Feb 2016 12:07:00 +0200</pubDate>
</item><item>
<title>Deadpool Mutlaka İzlenmeli</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>İlk yazımda <strong>Deadpool </strong>filmini incelemeye karar verdim. İnceleme derken yazımda spoiler bulunmuyor. Sadece kısa notlar düşeceğim film için.<br />
Her şeyden önce şunu söylemeliyim ki <strong>Ryan Reynolds </strong>filme çok yakışmış. Bu rol için seçilebilecek adaylar içerisinde bence en doğru kişi. Sanki çizgi roman onu düşünülerek yapılmış gibi.<br />
<br />
<img alt="" src="http://oi65.tinypic.com/zn8rwz.jpg" style="width: 642px; height: 379px;" /><br />
<br />
Filmi izlerken sanki görsel olarak bir çizgi roman okuyormuşsunuz hissine kapılıyorsunuz. Seyirciyi olayın içerisine alan hiç sıkmadan çizgi romanlarda olması gereken şeyleri gerçek hayatta olabiliyormuş gibi anlatan bir film olmuş.<br />
<br />
Son yıllarda çizgi filmlerden beyaz perdeye uyarlanan eserler içinde en iyisi olmuş. <strong>Aksiyon ve komediye doyacağınıza garanti verebilirim.</strong></p>

<p><img alt="" height="319" src="http://oi67.tinypic.com/65d6ye.jpg" width="643" /></p>

<p>Bu filmi izledikten sonra çizgi film uyarlamaları böyle olur diyeceksiniz ve beklenti çıtanız yükselecek. Filmin fragmanını vererek kısa ve öz olan ilk yazımı bitiriyorum. Önümüzdeki günlerde incelemelerim devam edecek. Daha detaylı yazmaya çalışacağım.<br />
 </p>

<p><iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/DhKv7VIHKMg" width="560"></iframe></p>
]]></content:encoded>
<author>Taci KIRILMAZ</author>
<link>https://www.manisailkhaber.com/yazarlar/taci-kirilmaz/deadpool-mutlaka-izlenmeli/6/</link>
<pubDate>Fri, 19 Feb 2016 14:24:00 +0200</pubDate>
</item><item>
<title>Okullarda Açılan Kurslar Ne Zaman “Yetiştirme Ve Destekleme “ Olur</title>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Okullarda Açılan Kurslar Ne Zaman “Yetiştirme Ve Destekleme “ Olur</strong></p>

<p>Okullar açıldı açılacak derken önümüzde büyük bir problemler harmanı olarak duran okullarda açılacak olan kurslar var.<br />
1 Eylül itibarı ile dersaneleri fiilen bitiren <strong>MEB</strong>, hem aileleri maddi külfetten kurtarma hem de fırsat eşitliği ilkesi gereği  okulların imkanlarınca “Yetiştirme ve Destekleme Kursları” açma planlarının neredeyse sonuna geldi.<br />
Kurslarda öğretmen ve öğrencilere rehberlik edecek bilgi ve doküman kaynağı olacak bir kaynak da sunulmaktadır. <strong> Ölçme Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Müdürlüğü</strong>'nün <strong>http://odsgm.meb.gov.tr/kurslar/ </strong> adresi buna yöneliktir.<br />
Kurslar öğretmenler için de ek ders olarak azımsanamayacak bir ek gelir anlamına da geliyor. Gerçi çoğu öğretmen haftalık 30 saatlik dersten sonra hafta içi veya hafta sonu zaman ayırmaya değmez bir şey değişmez gözüyle de bakabiliyor.<br />
Aslında öğrencinin kendi okulunda, kendisini her yönden iyi tanıyan, bilgi düzeyini bilen öğretmenlerinden  ders dışı eğitim alması öğrenci için avantaj.<br />
Öğretmenler için de derste fırsat bulunmayan test çözme farklı kaynaklardan konuları pekiştirme adına iyi bir fırsat. Hem derse ilgisi olan eksiğini tamamlamak isteyen öğrenci kursa devam edeceği için derse alakasız kalma durumu da olmayacaktır.<br />
Her şey güzel hoş da bu kursların, yazı başlığında olduğu gibi “Yetiştirme Ve Destekleme “olabilmesi için bazı şartların yerine getirilmesi lazım. Bu da okul veli öğrenci ve öğretmen sarmalından oluşmaktadır.</p>

<p><strong>Okul, </strong>Öğretmene yeteri kadar desteği verir kurs ortamının verimli olması için olanak sunarsa;</p>

<p><strong>Öğretmen,</strong> külfet olarak görmez elinden geleni yapar özverili olursa,</p>

<p><strong>Öğrenci  </strong><em>-ki en önemli görev öğrenciye düşüyor- </em> kursları en çok kendisinin ihtiyacı olduğunu bilir, kendine bir plan program doğrultusunda hazırlar, dersi kaynatma çabalarını bir kenara bırakıp bütün ilgi ve becerisini derse verir ve okul derslerine de katkısı olacağının farkına varırsa,</p>

<p><strong>Veli, </strong>Okula ve öğretmene gereken desteği verir, çocuğunu takip eder ve ders çalışma ortamını hazırlar, rehber ve sınıf rehber öğretmeni ile en az iki haftada bir okul veli öğretmen görüşmelerini aksatmaz ve en ufak bir problemde çocuğu hariç herkesi suçlamayı bırakır ise,<br />
<strong>Meb, </strong>kurslara önem verdiği gibi öğrenci ve velileri memnun ettiği gibi öğretmenin derdini dinler öğretmenleri motive edici kararlar alırsa….<br />
Kurslar <strong>“Yetiştirme Ve Destekleme  Kursu</strong>” olmakla kalmaz  ülkemizdeki eğitim kalitesi hiç olmazsa birkaç basamak ileri gider.<br />
<strong>“Yetiştirme Ve Destekleme Kursları”</strong> ücretsiz olması,doküman, rehberlik, hedef ve kariyer olanaklarını okullarımıza getirmesi yönüyle büyük bir fırsat.</p>

<p><em>Herkes üzerine düşeni yapar yapılması gerekeni başkasından beklemez ve elini taşın altına koyarsa başarılar art arda gelecektir.</em><br />
<br />
<strong>Yoksa hem hezimet hem vakit kaybı hem de bir nesli heba etmekten öte gitmez.</strong></p>

<p> </p>
]]></content:encoded>
<author>Muhammed Salih ÇINAR</author>
<link>https://www.manisailkhaber.com/yazarlar/muhammed-salih-cinar/okullarda-acilan-kurslar-ne-zaman-yetistirme-ve-destekleme-olur/5/</link>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2015 02:06:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Cyrptolocker Virüsü Nedir?</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerde birçok kişinin başını ağrıtan CryptoLocker virüsünü ve korunma yollarını dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım.</p>

<p><br />
CyrptoLocker virüsünü yazan, piyasaya süren grup aynı zamanda FBI Virus, Police Central e-crime Unit Virus gibi zararlı yazılımların sorumlusu olan gruptur.<br />
CyrptoLocker virüsü ağına düşürdüğü kurban bilgisayar kullanıcılarının bilgisayarını şifreler ve şifreyi açma karşılığında belli bir para talep eder. Aşağıdakine benzer bir ekran çıkar.<br />
<img alt="" src="http://oi59.tinypic.com/2mes9ar.jpg" style="width: 581px; height: 469px;" /><br />
Bu para talebi bilgisayarınız şifrelenir şifrelenmez hemen ekrana belirir. Tabi siz parayı yatırsanız da bilgisayarınızın bu sorundan kurtulacağının garantisi yoktur. Çoğunlukla da bilgisayarınız eski haline dönmez,<strong> paranıza yazık olur.</strong><br />
İşin garip tarafı baktığınızda ortada hırsızlıkta yok, Kişisel veriler çalınmaz, bir yere transfer edilmez. Sadece kapı kilitlenir anahtar için para istenir.<br />
 </p>

<p>CyrptoLocker virüsü bilgisayarlara yayılmak için genellikle resmi yazışmaları taklit eder. Banka, kargo vs gibi.<br />
Özelliklede TTNET’den gelen fatura maillerini taklit eden hackerlar faturayı yüksek gösterip ekini tıklamanızı sağlarlar<br />
Gönderilen maildeki bağlantı tıklandığında artık CyrptoLocker virüsü çalışmaya başlamış, geri dönüşü yok demektir.</p>

<p>Genellikle pdf görünümlü exe dosyalarından gelmektedir. Eğer uzantı, kurulum sırasında vrsayılan olarak görünmeyecek şekilde ayarlı ise pdf mi exe mi ayırt edilemeyecektir ve görünümü pdf olduğundan exe olma ihtimali aklımıza bile gelmeyecektir. Pdf zannettiğimiz dosyayı açtığımızda sistemi kilitleyecektir.<br />
Bu virüsten kurtulmak için çeşitli yollar varsa da en garantisi formattır. Bilgisayarınıza temiz bir işletim sistemini tekrar yükleyip bu sorundan kurtulmanız en mantıklısıdır. Daha sonra Recovery programları ile eski dosyalarınız kurtarma şansınız olabilir.</p>
]]></content:encoded>
<author>Fehmi Uzun</author>
<link>https://www.manisailkhaber.com/yazarlar/fehmi-uzun/cyrptolocker-virusu-nedir/2/</link>
<pubDate>Tue, 08 Sep 2015 10:58:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Emeğinize Yazık Etmeyin</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yıl üreticilerimiz için gerçekten zor bir yıl olarak başladı. Tarım alanlarında meydana gelen kış soğuklarının<br />
yaraları kapatılmadan arka arkaya gelen afet olarak adlandırabileceğimiz dolu yağışı üreticimizin belini büktü.<br />
<br />
Yıllardır anlattığımız ve bu yıl daha da gün yüzüne çıkan tarım sigortaları havuzu ''TARSİM'' gerekli çalışmalarını tamamladı ve zarar oranlarını belirledi.<br />
<br />
Belki önümüzdeki günlerde zarar gören çiftçilerime zarar ödemelerini yapmaya başlayacaklar. Bu yıl bize gösterdiki üstü açık sanayi olan tarım sektörü için tarım sigortaları vazgeçilmez bir unsur.<br />
<br />
Doluydu, yağmurdu, afetti derken hepsi geldi geçti. Çiftçinin karnını yarmışlar 40 sene çıkmış. Artık nasip seneye. Önümüze bakacağız.</p>

<p>Şuan bölge bölge Manisa'da üzüm hasatlarına başlandı. Erkenci üzümler ile başlayan hasat maratonu şimdilerde kurutmalık üzüm hasadı ve sultani üzüm hasadıyla devam ediyor.</p>

<p>Her yıl tüccarın elinde, ihracatçının elinde oyuncak olan üreticimiz bu yıl biraz daha dik durmak zorunda.<br />
Hemen aklıma gelmişken bahsetmeden geçemeyeceğim kurutmalık olarak üzüm hasadı yapan üreticilerimizin bazı ilçelerde üzüm serme sıkıntısı çektiğini duydum. Bu güne kadar meralara üzüm seren üreticiler bu yıl yapılan uyarı ve ilanlara isyan ediyorlarmış.<br />
Afetlerden zarar gördükleri için canları yanan üreticilerimiz bu noktada öz değerlendirme yapmak zorundalar.<br />
Bağlarını tesis ederken dönemeç başı ayırmadan, yol, kenar, kesik dinlemeden en ufak yerlere bile bağ dikerken bu noktayıda hesaba katmalıydılar.<br />
Yani siz bağınızı tesis ederken kurumalık için sergi yeri ayırmadıysanız bunun sorumlusu devlet değildir. Kusura bakmayın keskin ve net ifadeler kullanıyorum ama lafı eveleyip gevelemenin anlamı yok. Sonra şikayet olurda size ceza kesilirse vah tüh demenin gereği de yok.</p>

<p>Gelelim pargrafın başında esas değinmek istediğim konuya;</p>

<p>Bu yıl üreticilerimiz daha bir dik durmalı dedim. Evet üreticilerimiz tüccara ve ihracatçıya karşı daha omurgalı bir yapı sergilemeli.<br />
Üzümün fiyatı kadar parasınında peşin olması konusuna dikkat edilmedi. Ürününü yaş olarak ihracata yada iç piyasaya satan üreticilerimiz sattıkları ürünü mümkün olduğunca peşin paraya satsın. Hani bir laf vardır böyle bir yıl 10'da bir gelir diye.</p>

<p>Bu yılda bile veresiye vermek ileride bizleri dahada sıkıntıya sokar. Zaten başka hangi ürün grubunda böyle veresiye var bilmiyorum. Sanki yolda bulmuşçasına malımızı ne idüğü belirsiz kişilere parasız veriyoruz. Gerçekten garip bir durum. Eğer para konusunda sıkıntı yaparlarsa ürününüzü satmayın. Parası yoksa bu işe kalkışmasın o kişilerde.</p>

<p>Bununla beraber kuru üzüm konusuna değinecek olursak bu yıl içi üretici kooperatifi olan Tariş'in fiyat açıklaması yakındır.<br />
Şahsi beklentim 4,75-5,20 bandında fiyat açıklanmasıdır. Ne kadar yanılırım bilmiyorum. Ama üzüm fiyatları bu seviyelerde açıklanırsa piyasayı regüle edeceğini düşünüyorum. Çiftçiyi büyük bir eziyetten kurtaracaktır. Tüccarın elinde oyuncak olma eziyetinden.</p>

<p>Demem o ki eğer imkanınız varsa üzümü veresiye vereceğinize kurutun. En azından çarpılıp gitme riskini azaltmış olursunuz.<br />
Bu arada aklıma gelmişken Manisa'nın Sarıgöl ilçesinde bir üzüm kooperatifi kurulmuş. Sarıgöl ziraat odası ve Yusuf Tüfekçi isminde bir girişimcinin ön ayak olduğu bu kooperatifi kutluyorum Çalışmalarında başarılar diliyorum.</p>

<p><br />
Aslında çok yazacaklarım var ama şimdilik bu kadar yetsin.<br />
Bu vesileyle Manisa İlk Haber sitesine yayın hayatında başarılar diliyorum. İlerleyen zamanlarda yeni yazılar kaleme almaya çalışacağım.<br />
Selametle.</p>
]]></content:encoded>
<author>Fehmi Uzun</author>
<link>https://www.manisailkhaber.com/yazarlar/fehmi-uzun/emeginize-yazik-etmeyin/1/</link>
<pubDate>Mon, 24 Aug 2015 11:02:00 +0300</pubDate>
</item></channel>
</rss>